Menfi tespit davası sırasında alacaklıya ödenen bedelin faizini talep edilebilmesi- Karar

31.05.2026  ·  Emsal Karar

31.05.2026 Emsal Karar
Menfi tespit davası sırasında alacaklıya ödenen bedelin faizini talep edilebilmesi- Karar
Önceki Karar Sonraki Karar

T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi ESAS NO: 2015/11091 KARAR NO: 2016/5898

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21/04/2015 tarih

ve 2014/562-2015/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve

temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla…Davacı vekili, davalı şirketin müvekkili

aleyhine sigorta brokerliği hizmeti karşılığından prim borçlarının ödenmediğinden bahisle icra takibi

başlattığını, müvekkilinin takibe itirazı üzerine davalı şirket tarafından İstanbul 11. Asliye Ticaret

Mahkemesin'de itirazın iptali davası açıldığını, açılan dava nedeniyle yapılan yargılama neticesinde

2005/683 esas 2006/552 karar sayılı ilam ile davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, bu kararın

davalı vekilince Bakırköy 2. İcra Müdürlüğü'nün 2005/2104 esas sayılı dosyasında icra takibine konu

edildiğini, müvekkilince kararın temyiz edilmesine karşın tehiri icra kararı alınamadığını, yapılan

temyiz başvurusu üzerine mahkemece verilen kararın bozulduğunu, dosyanın geçirdiği safahat

sonrasında İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/276 esas 2014/59 karar sayılı ilamı ile

davanın reddine karar verildiğini, ancak daha öncesinde davanın kısmen kabulüne dair verilen karar

uyarınca yapılan takip nedeniyle müvekkilince icra tehdidi altında icra dosyasına yatırılan 15.200,00

TL'nin 1.8.2007 tarihinde davalı tarafından tahsil edildiğini, müvekkilince davanın reddi sonrasında

ödemiş olduğu ana para ve faizinden yoksun kalınması nedeniyle uğranılan zarara binaen davalı

aleyhine İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2014/11913 esas sayılı takip dosyasında icra takibine

başlanıldığını, söz konusu dosyada davalı tarafından talep edilen alacağın 15.200,00 TL'lik kısmının

ödenerek diğer talepler yönünden itirazda bulunulduğunu, icra vekalet ücreti ve icra masraflarına

yönelik itirazın kabul edilmekle birlikte paradan yoksun kalınması nedeniyleuğranılan zarara binaen

talep edilen alacak yönünden yapılan itirazın yerinde olmadığını, ileri sürerek davalının İstanbul 7. İcra

Müdürlüğü'nün 2014/11913 esas sayılı dosyasında asıl alacak dışında faiz alacağına yönelik itirazının

iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini

talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacının müvekkilinden faiz isteme hakkı olmadığını, mahkeme kararı uyarınca tahsil

edilen paranın eski hale iadesi yoluyla ödenmesinde bu tutara faiz işletilemeyeceğini, eski hale iade

için ise yeni takibe gerek olmadığını, savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, İİK'nın 40/2. maddesi uyarınca alacaklının

mahkeme kararına dayalı olarak tahsil ettiği parayı tamamen veya kısmen iade borcu doğmasının

anılan kanun hükmü uyarınca bu husustaki kararın kesinleşmesine bağlı olduğu, karar kesinleşinceye

ve iadesi istenilen tutar talep edilinceye karar tahsil edilen paranın elde tutulmasının kanuni hakkın

kullanımı niteliğinde bulunduğu, davalı tarafından ödeme emrinin tebliği ile yasal süre zarfında tahsil

edilen meblağın iade edildiği, davalının tahsil ettiği parayı elinde tutmasının kanun gereği olması

nedeniyle sebepsiz zenginleşmeden de söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, icra tehdidi altında ödenen paranın iadesine kadar geçen süreçte kullanılamamasından

kaynaklanan zararın tazmini için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.

Somut olayda, davalı tarafından başlatılan icra takibine davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine

İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/683 esas sayılı dava dosyasında itirazın iptali davası

açıldığı, bu davanın yargılaması neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kabul edilen

kısmın tahsili için davalı tarafından icra takibine başlanıldığı, takiple birlikte icra marifetiyle davalıdan

15.200,00 TL'nin tahsil edildiği, davalının temyizi üzerine itirazın kısmen kabulüne ilişkin kararın

bozulduğu, bozma sonrasında yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verildiği, bu karar

üzerine davacı tarafından İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2014/11913 esas sayılı dosyasında icra

tehdidi altında ödenen 15.200,00 TL ile bu paranın davalıya ödendiği tarih ile takip tarihi arasında bu

paradan yoksun kalınması nedeniyle oluşan zarara binaen 9.196,00 TL'nin davalıdan tahsili için icra

takibine başlanıldığı, davalı tarafından 15.200,00 TL'lik kısmın ödeme emrinin tebliği sonrasında

davacıya ödenerek geri kalan kısım yönünden takibe itiraz edildiği, iş bu itiraz üzerine mevcut davanın

açıldığı sabittir. İİK'nın 40/2. maddesinde “Bir ilam hükmü icra edildikten sonra nakzedilipte aleyhinde

icra yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kati bir ilamla tahakkuk ederse ayrıca

hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski haline iade olunur.” şeklinde bir

düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca icranın iadesi yoluyla alacaklıdan geri alınıp

borçluya verilecek miktar borçlunun icra dairesine ödediği miktardır. Bu paranın icra dairesine

ödendiği tarih ile icranın iadesi yoluyla geri ödendiği tarih arasındaki dönem içerisinde borçlunun

ödediği parayı kullanılamamasından doğan zararı İİK'nın 40/2. maddesi uyarınca alacaklıdan tahsil

edilemez. Ancak borçlu, bu döneme ilişkin olarak ödediği parayı kullanamamasından kaynaklanan

zararın tazmini için ayrı bir dava veya takip yapabilir. Olayları açıklamak taraflara hukuki nitelendirme

hakime aittir. Uyuşmazlık konusu olayda davacı tarafından başlatılan takibin itiraza konu edilen kısmı;

İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/683 esas sayılı dosyasında verilen karara istinaden

yapılan takip nedeniyle davalıya ödenen paranın kullanılmamasından kaynaklanan zarara ilişkin olup

bu nedenle İİK'40/2. Maddesi hükmünün uyuşmazlığa uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Açıklanan bu durum karşısında mahkemece, işin esasının incelenip sonucu uyarınca bir karar

verilmesi gerekirken uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesinde hataya düşülüp yazılı gerekçeyle davanın

reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı

yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz

Önceki Karar Sonraki Karar
Tüm Kararlar