Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/11-108 Esas, 2018/1459, 18.10.2018
….Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 16. Asliye
Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 30.01.2012 tarihli ve 2011/332 E.,
2012/7 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 07.05.2013
tarihli ve 2012/8655 E., 2013/9215 K. sayılı kararı ile,
"…Davacı vekili, davalının müvekkilinin CMR taşıyıcı sorumluluk sigortacısı olduğunu, müvekkili
tarafından Türkiye-Fransa taşıması üstlenilen konfeksiyon emtiasının bulunduğu iki adet TIR ve
dorsenin Milano yakınlarında silahlı kişilerce gasp edildiğini, emtia sahibi başka şirketlerce müvekkili
aleyhine Türkiye'de açılan davaların, gasp olayının CMR Konvansiyonu'nun 17/2. maddesi uyarınca
taşıyıcının sorumluluğunda bulunmadığı gerekçesiyle reddedilip kesinleştiğini, Fransa'da mukim bir
şirketin zararını ödeyen Royal Sun Alliance Şirketi tarafından Paris Ticaret Mahkemesi'nde bir başka
davanın daha açıldığını, müvekkili aleyhine açılan bu davanın müvekkili adına davalı tarafından takip
edildiğini, ancak davalının savunma zaafiyeti göstermesi nedeniyle olayın basit bir hırsızlık olduğu ve
müvekkilinin sorumlu bulunduğu sonucuna varıldığını, Paris İstinaf Mahkemesi'nde de sonucun
değişmediği, davalının bu kararın temyizi yoluna dahi başvurmadığı ve müvekkilinin Royal Sun
Alliance sigorta şirketine faiziyle birlikte (78.310,33) SDR ödemesine karar verilip kesinleştiğini, bu
ödemenin davalı tarafından yapılması taleplerinin reddedildiğini ileri sürerek, anılan meblağın davalı
tarafından ödenmesinin hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, olayın 27.02.1996 tarihinde meydana geldiğini ve davanın zaman aşımına uğradığını,
Paris İstinaf Mahkemesi'nce davacının hırsızlık sonucu meydana gelen zarardan sorumlu olduğuna
karar verildiğini, bu nedenle poliçe özel şartlarının 5.2, 8.1 ve 10. maddeleri uyarınca hasarın poliçe
teminat kapsamı dışında kaldığını, talebin de fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar Dairemizin 18.01.2011 tarih, 2009/2283 E. 2011/282
K. sayılı ilamı ile bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalının zamanaşımı
definin yerinde olmadığı, davalı sigorta şirketinin poliçe gereği hukuki himaye sorumluluğunu yerine
getirmediği, davalının rizikonun teminat dışında olduğuna dair iddiasının MK'nun 2. maddesi
kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, Paris İstinaf Mahkemesi kararına göre
78.310,33-SDR'nin dava tarihi olan 05/11/1996 tarihinden itibaren davacıdan faizi ile birlikte tahsile
karar verildiği, 78.310,33-SDR'nin 05/11/1996 itibariyle TL değerinin 113.322,88 TL olduğu
gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 113.322,88 TL'nin 05/11/1996 tarihinden itibaren işleyecek
yıllık %5 faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davali vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, CMR sorumluluk sigortası kapsamında sigortalı bulunan davacının, hukuki himaye teminatı
veren sigorta sözleşmesinde taraf olan sigortacı aleyhine, sigorta sözleşmesi ile teminat altına alınan
hukuki himaye edimini gereği gibi yerine getirmediği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup,
mahkemece yukarıda yazılı gerekçeler ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, TTK'nın
1268. maddesi uyarınca sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tüm istemlerin 2 yıllık zamanaşımı
süresine tabi olduğu düzenlenmiş olup, somut uyuşmazlıkta, davacı aleyhine açılan ve davacıya
hukuki yardım yapılan Paris Ticaret Mahkemesi'nde görülen davanın 10.06.1998 tarihinde karara
bağlandığı, bu karar yönünden istinaf yoluna başvurulduğu, Paris İstinaf Mahkemesi'nin 31.01.2001
tarihli kararı ile davacının tazminat ödemeye mahkum edildiği ve bu kararın da 20.02.2002 tarihinde
kesinleştiği anlaşılmaktadır. Yine, davacının, davalıya gönderdiği Beyoğlu 2. Noterliği'nin 20.02.2002
tarihli 5329 yevmiye nolu ihtarnamesi ile Paris İstinaf Mahkemesi'nce hüküm altına alınan tazminatın
davalı tarafça ödenmesi gerektiğinin belirtildiği, ihtarnamenin 26.02.2002 tarihinde davalıya tebliğ
edildiği görülmektedir. Bu kapsamda, eldeki davanın 29.12.2006 tarihinde açıldığı, hukuki yardım
sağlanan davadaki kesinleşme tarihinden dava tarihine kadar yasada öngörülen 2 yıllık zamanaşımı
süresinin dolmuş olduğu anlaşılmakla, bu durum dikkate alınmaksızın yazılı şekilde davanın kısmen

kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı
yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları ile davalı vekilinin sair temyiz
itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir…"
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece
önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve
dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, CMR sorumluluk sigortası kapsamında sigortalı bulunan davacının, hukuki himaye teminatı
veren sigorta sözleşmesinde taraf olan sigortacı aleyhine, sigorta sözleşmesi ile teminat altına alınan
hukuki himaye edimini gereği gibi yerine getirmediği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının müvekkilinin CMR taşıyıcı sorumluluk sigortacısı olduğunu, müvekkili
tarafından Türkiye ile Fransa arasında taşınması üstlenilen konfeksiyon emtiasının bulunduğu iki adet
TIR ve dorsenin Milano yakınlarında silahlı kişilerce gasp edildiğini, emtia sahibi başka şirketlerce
müvekkili aleyhine Türkiye'de açılan davaların, gasp olayının kabulü ile reddedilip kesinleştiğini,
Fransa'da mukim bir şirketin zararını ödeyen Royal Sun Alliance Şirketi tarafından Paris Ticaret
Mahkemesinde müvekkili aleyhine bir başka davanın daha açıldığını, açılan bu davanın müvekkili
adına davalı tarafından takip edildiğini, ancak davalının savunma zaafiyeti göstermesi nedeniyle
olayın bir hırsızlık olayı olduğu, sürücünün denetimli bir park yerinde park etmediği ve bu nedenle
müvekkilinin CMR'nin m.17/2'inci hükmünden yararlanamayacağı belirtilerek sorumlu olduğu
sonucuna varıldığını, Paris İstinaf Mahkemesinde de sonucun değişmediğini, davalının bu kararın
temyizi yoluna dahi başvurmadığını ve müvekkilinin Royal Sun Alliance sigorta şirketine faiziyle
birlikte 78.310,33 TDS ödemesine karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, yapılan ödemenin
davalı tarafından müvekkiline ödenmesi talebinin reddedildiğini ileri sürerek, anılan meblağın ödeme
tarihindeki TL karşılığı olan 135.400 TL'nin ödeme tarihinden itibaren %5 TDS faizi ile birlikte
davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 1268'inci maddesi uyarınca sigorta
sözleşmesinden doğan tüm taleplerin iki yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, olayın 27.02.1996
tarihinde meydana geldiğini ve davanın zamanaşımına uğradığını, Paris İstinaf Mahkemesi'nce
davacının hırsızlık sonucu meydana gelen zarardan sorumlu olduğuna karar verildiğini, bu nedenle
poliçe özel şartlarının 5.2, 8.1 ve 10'uncu maddeleri uyarınca hasarın poliçe teminat kapsamı dışında
kaldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, verilen kesin mehile rağmen davacı vekili tarafından müvekkilinin kendisinden talepte
bulunan yurt dışı sigorta şirketi olan Royal Sun Alliance Şirketi'ne ödeme yaptıklarına dair bir belgenin
sunulamadığı gibi müvekkiline tazminat ödenmesi yönünde bir talepte bulunulmadığının ve
aralarındaki sigorta sözleşmesi nedeniyle bu tazminatın davalı şirketçe ödenmesi gerektiğinin
bildirildiği, davacının Paris İstinaf Mahkemesince aleyhine hükmedilen tazminatı ödemeden kendi
sigorta şirketi olan davalıdan bu bedelin tahsilini talep etmesinde hukuki yararının ve dava açma
koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle, erken açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Özel Dairece, davacının işbu davayı açabilmesi için dava dışı hak sahiplerine ödeme yapmış veya
kendisinden talepte bulunulmuş olmasının gerekmediği kabul edilerek işin esasının incelenmesine
girişilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekçesiyle hüküm davacı yararına bozulmuştur.

Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, bu defa davalı sigorta şirketinin
hukuki himaye yükümlülüğünü yerine getirmediği, Paris İstinaf Mahkemesi 5. Dairesi A Bölümü
31.01.2011 tarihli ve 1998/23054 sayılı mahkeme kararına göre 78.310,33 SDR'nin dava tarihi
05.11.1996 tarihinden itibaren davacıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verildiği, 78.310,33-SDR'nin
yabancı mahkemedeki dava tarihi 05.11.1996 itibarıyla tespit edilen 1.4471 birim üzerinden
113.322,88 TL olacağı ve bu tarihten itibaren asıl alacakla birlikte Paris İstinaf Mahkemesi kararında
belirtilen yıllık %5 temerrüt faizi ile davalıdan tahsili gerektiği belirtilerek, davanın kısmen kabulü ile,
113.322,88 TL'nin 05.11.1996 tarihinden itibaren yıllık %5 faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya
ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle
bozulmuştur.
Yerel mahkemece önceki gerekçe genişletilmek suretiyle bozma kararına direnilerek, davanın kısmen
kabulüne karar verilmiştir.
Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda uyuşmazlığın esasının görüşülmesinden önce, 02.04.2008 tarihli ilk kararda
davanın erken açılması nedeniyle reddedildiği, ancak mahkemece zamanaşımı definin bu aşamada
değerlendirilmemesi ve davalının da davanın zamanaşımına uğradığı konusunda temyizinin
bulunmaması nedeniyle davanın zamanaşımına uğramadığının kabul edilmiş sayılıp sayılamayacağı
hususu ön sorun olarak tartışılmış, erken açılan davanın reddi davanın esasına ilişkin karar niteliğinde
olsa da mahkemece esasa ilişkin ilk sorun çözümlenmeden yine esasa ilişkin zamanaşımı definin bu
aşamada incelenemeyeceği gerekçesiyle ön sorunun bulunmadığı oy çokluğu ile benimsenerek
direnme kararının esastan incelenmesine geçilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; "6762 sayılı TTK (Mülga)'nın 1268'inci
maddesinde düzenlenen sigorta sözleşmesinden kaynaklanan istemler için öngörülen iki yıllık
zamanaşımı süresinin sona erip ermediğinin tespitinde, zamanaşımının başlangıcı olarak davacıya
hukuki yardım sağlanan (yabancı mahkemede görülen) davadaki kesinleşme tarihinin mi, yabancı
mahkeme ilâmının tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesi tarihinin mi esas alınması gerektiği"
noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın aydınlatılması için ilk olarak sorumluluk sigortalarında zamanaşımı süresinin ne kadar
olduğu ve başlangıcının tespitinde olay tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın ilgili hükümlerine
değinilmesinde yarar vardır.
6762 sayılı TTK'nın 1268'inci maddesi; "Sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin
geri alınması alacakları dahil sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebeler, iki yılda
müruruzamana uğrar";
1264'üncü maddesi; "Bu kitapta hüküm bulunmadıkça sigorta mukavelesi hakkında Borçlar Kanunu
hükümleri tatbik olunur"
hükmünü içermektedir.
Buna göre mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 128'nci maddesinde "Müruru zaman alacağın
muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru zaman bu
haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder" hükmü dava konusu olayda uygulanmalıdır.
6762 sayılı TTK'nın 1299'uncu maddesinin birinci fıkrası; "Sigorta bedelini ödeme borcu, karada ve iç
sularda taşıma rizikolarına ait sigortalar dahil, bütün mal sigortalarında, rizikonun gerçekleştiğini
sigortacıya ihbar borcunun 1292’nci madde hükmünce doğduğu tarihten muaccel olur";

6762 sayılı TTK'nın 1292'nci maddesi; "Sigorta ettiren kimse sigortanın taallük ettiği rizikonun
gerçekleştiğini haber aldığı tarihten itibaren beş gün içinde sigortacıya haber vermeye mecburdur. Bu
müddet, üçüncü şahsın sigortalıya karşı dava açması halinde sigortacıya sigortalının müdafaasına
yardım etmeye mecbur tutan mesuliyet sigortalarında sigortalının tebligat üzerine davayı öğrendiği,
sigortalının üçüncü kişiye vereceği tazminatın sigortacı tarafından ödenmesine ait mesuliyet
sigortalarında ise hakkındaki mahkeme kararının kesinleştiğini sigortalının öğrendiği veya dava
olmaksızın yahut dava neticesi beklenmeksizin üçüncü şahsa sigortalının para ödemiş olması halinde
parayı ödemiş olduğu tarihten başlar" düzenlemelerini içermektedir.
6762 sayılı TTK'nın sorumluluk sigortasını düzenleyen hükümlerinde zamanaşımı süresine ilişkin özel
bir süre bulunmamaktadır. Bu nedenle aynı kanunun sigorta hukuku genel hükümleri arasında
bulunan 1268'nci maddesine göre sebepsiz yere ödenmiş bulunan sigorta primini veya sigorta
bedelinin geri alınması alacaklıları da dâhil olmak üzere, sigorta sözleşmesinden doğan tüm talep
hakları iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Sorumluluk sigortasında zamanaşımı süresinin başlangıcı
hakkında ihbarla ilgili 6762 sayılı TTK'nın 1292'nci maddesinin hükmünden yararlanılmalıdır.
Sigortacıya yapılan ihbar alacağın muaccel hâle gelmesini sağlar. Buna göre zamanaşımı süresinin
başlangıç tarihi 818 sayılı BK'nın 128'nci maddesi uyarınca alacağın muaccel olduğu tarihtir (Ulaş, I:
Uygulamalı Sigorta Hukuku, Ankara 2002, s.587-588). 6762 sayılı TTK'nın 1292'nci maddesinde
belirtilen müddet dava konusu karayolu ile yapılan uluslararası emtia taşıması nakliyeci sorumluluk
sigortası özel şartlarının "Sigortanın Kapsamı" başlıklı 04.01 maddesi dikkate alındığında, sigortalının
üçüncü kişiye vereceği tazminatın sigortacı tarafından ödenmesine ait sorumluluk sigortalarında ise
hakkındaki mahkeme kararının kesinleştiğini sigortalının öğrendiği tarihten başlar.
Şöyle ki, belirtilen özel şarta göre, "…Ancak sigortalıdan haksız tazminat talebinde bulunulduğu
takdirde bu talep sigortalı tarafından reddedilecek ve sigortalı aleyhine dava açılması halinde de
sigortalı sigortacının göstereceği bir avukata vekâlet verecektir…"
Sorumluluk sigortalarında zamanaşımının başlangıcı hususunda açıklamalardan sonra 5718 sayılı
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)'un 50 vd. maddelerinde
düzenlenen tenfize ilişkin genel açıklamalarda bulunmak gerekmektedir.
Yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve sonuç doğurması ilgili
kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz açılacak ayrı bir
dava ile gerçekleştirilebilir (Ekşi, N.: Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi (Tanıma ve
Tenfiz),İstanbul 2013, s. 3). Bu davalar sonucu tanıma veya tenfiz kararı verilmesiyle birlikte yabancı
mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır (Şanlı, C./Esen, E./Figanmeşe
Ataman, İ.:Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul 2014, s. 467).
5718 sayılı MÖHUK'un 50'nci maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına
ilişkin olarak verilmiş ve o Devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra
olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un
58/1'inci maddesine göre de, yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul
edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. 59'uncu
maddede ise, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının
kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine yer verilmiştir. Ancak, tanınmasına veya tenfizine
karar verilen yabancı ilamlara dayanılarak Türk mahkemelerinde açılacak davalarda zamanaşımı
süresinin hangi andan itibaren işlemeye başlayacağı hususu önem taşımaktadır. Yabancı mahkeme
kararına istinaden Türk mahkemesinde o yabancı mahkeme kararına dayalı ancak konusu farklı bir
dava açılabilir. Doktrinde hak kayıplarına yol açmamak adına bu davalara ilişkin zamanaşımı
sürelerinin yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri önünde tanındıktan veya tenfiz edildikten
sonra başlayacağı kabul edilmektedir (Tanıma ve Tenfiz, s.343). Bu durumda MÖHUK'un 59'uncu
maddesine dayanılamayacaktır.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, davacı aleyhine açılan ve davacıya davalı
tarafça hukuki yardım yapılan Paris Ticaret Mahkemesinde görülen davanın 10.06.1998 tarihinde
karara bağlandığı, bu karar yönünden istinaf yoluna başvurulduğu, Paris İstinaf Mahkemesinin
31.01.2001 tarihli kararı ile davacının tazminat ödemeye mahkum edildiği ve buna ilişkin kararın da
20.02.2002 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 29.12.2006 tarihinde açıldığı dosya kapsamından
anlaşılmaktadır.
Üçüncü şahıs tarafından davacı aleyhinde açılan Paris İstinaf Mahkemesinin 31.01.2001 tarihli kararın
tenfizi istemli davada yabancı mahkeme ilamının tenfizine dair hükmün Yargıtay onama ilamı sonrası
26.11.2012 tarihinde kesinleşmesi, dava konusu alacağın tenfiz alacaklısına bu tarihten sonra
ödenmesi karşısında, tenfize esas alacağın Türk mahkemelerinde bu tarihten sonra 5718 sayılı
MÖHUK'un 58'inci maddesi uyarınca kesin delil ve kesin hüküm olarak istenebilir hâle geldiğinin
kabulü gerekir. Aksi yönde bir değerlendirme, MÖHUK'un 50 vd. maddelerinde belirtilen hükümlere
aykırılık teşkil edeceği gibi, yabancı bir mahkeme kararının bu kararın verildiği ülke dışında hüküm ve
sonuç doğurmasının ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlı olması kuralına da aykırılık
teşkil edecektir.
Hâl böyle olunca, 6762 sayılı TTK'nın 1268'inci maddesinde düzenlenen sigorta sözleşmesinden
kaynaklanan istemler için öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin sona erip ermediğinin tespitinde,
zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak davacıya hukuki yardım sağlanan (yabancı mahkemede
görülen) dava sonucunda verilen yabancı mahkeme ilamının tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesi
tarihinin esas alınması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, MÖHUK 59'uncu maddesinde, yabancı ilamın
kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren
hüküm ifade edeceğinin düzenlemiş olduğu, buna göre, tanıma-tenfizine karar verilen
yabancı mahkeme ilamındaki kesinleşme tarihinin, ilgili ilamın kesinleşme tarihi olduğu,
tenfizin yabancı mahkeme ilamının tarafları bakımından, Türkiye'de icra edilebilirliğini
sağladığı, davacının sigortacısına dava açabilmesi için muacceliyetin yabancı mahkeme
kararının kesinleşmesinin öğrenilmesiyle ihbar süresinin geçmesiyle gerçekleşmiş olup, davacı
yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği gün, davalı sigortacısını ihbar etmekle o tarihte
zamanaşımının başladığı, direnme kararıyla rizikonun-muacceliyetin gerçekleşme anının
zarar görene davacının tazminat ödemesine ilişkin yabancı mahkeme ilamının tenfizine ilişkin
kararın kesinleşmesine götürülmesinin, uyulan ilk bozma ilamına da aykırı ve davanın erken
açıldığı sonucuna götüreceği ve bozmaya uymakla oluşan usuli kazanılmış hakka da aykırı
olduğu ileri sürülmüş ise de, bu görüşler yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca
benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca, yerel mahkemece yukarıda açılanan hususlara değinilerek verilen direnme
kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir…